Sokağa çıkıp “sana göre memleketin en önemli sorunu nedir?” diye önüne gelene sor; eminim yüzde seksen civarında aynı yanıtı alırsın. Veriler ortadayken bu soruya “ekonomi” yanıtı alınacağına eminim. Ülkenin en önemli sorunu haline gelen ekonomiyi, sorun haline getiren halkı enflasyonist piyasalarla karşı karşıya getiren bir takım sebepler olduğu kesin. Bence bunların başında da “gelecek kaygısı” geliyor. Geleceğini güvende hissetmeyen insanlar kendi geleceklerine ama özellikle de çocuklarının geleceğine büyük yatırımlar yapıyor. Elde ettikleri kaynağı büyük oranda bu amaçla kullanıp diğer gereksinimlerini kısıyor. Ve her geçen gün biraz daha yukarı ivmeyle artan oranda gelecekle ilgili ihtiyaçlara harcamalar yapılıyor. Çünkü toplumun büyük kesimi kaygılı. Birçok anne/baba çocuğuna daha iyi gelecek hazırlamayı kendilerine ödev edinmiş durumda. Hatta ebeveynler yaşamlarını çocuklarının geleceği üzerine kurdukları için kendilerine zaman ayıramıyorlar. Yanlış anlamayın; kimseyi bu tutumundan ötürü yadırgamıyorum aksine ülke şartlarını görünce hak bile veriyorum. Hatta aynını bende yapıyorum. Çocuklarımız bizlerin geleceği. Onlara yapılan yatırımdan daha değerli ne olabilir?
Aileler haklı; çünkü gelişmiş ülkelerin aksine burada biz kendi çocuklarımızın geleceğini kendimiz hazırlamak zorundayız. Bu bilinçle ebeveynler “gelecek ne olacak?” endişesiyle çocuk eğitim hayatına başlar başlamaz türlü arayışlar içine giriyor. Bu ilk olarak “benim çocuğum en iyi kreşe gitmeli” saplantısı olarak kendini daha henüz kreş yıllarındayken gösteriyor. Bu saplantının kurbanı olan ailelerin peşini ‘ilkokulu en iyi öğretmende okumalı’ dürtüsü bir türlü bırakmıyor. Ortaokulu mahallenin -kendine göre- en iyi okulunda, gerekirse 45-50 kişilik sınıflarda bitirmeli hedefi ise taa çocuğun ilkokul yıllarında başlıyor… Sonra lise hayatı… Ve YKS derken çocuk üniversiteye adım atıncaya kadar geçen 12 yıl boyunca yapılan koşuşturmanın sebebi; “en iyinin” aranışı… Bu arayışın elbette bir maliyeti oluyor. Bu maliyet ekonomik durumu iyi olan üst gelir grubu açısından sorun oluşturuyor mu bilemiyorum ama benim gibi alt/orta gelir seviyesinde olan ücretliler ve diğer gelirliler açısından kanayan bir yara. Gelirlerimizin büyük kısmını her geçen yıl artırarak eğitime aktarmak zorunda kalıyoruz. Bu da önce aile ekonomisini sonra domino taşı etkisiyle ülke ekonomisini etkiliyor. Ve maalesef bu sistem ezelden bu şekilde geliyor olsa da böyle gitmemeli.
YKS demişken bir parantez açmalıyım. Çünkü YKS ile aile ekonomisi doğrudan ilgili. Takip edebildiniz mi bilmiyorum geçenlerde 2024 yılı YKS sonuçları ve adayların sorulara verdiği yanıt ortalamaları ÖSYM tarafından açıklandı.
Sonuçlar: Felaket!
Bu yıl sınava giren 12.Sınıf öğrencilerinin sorulara verdiği cevapların doğruluk ortalamasına bakınca hem ailelerin hem de devletin eğitime aktardığı onca kaynağın heba edildiği anlaşılıyor.
ÖSYM’nin internet sitesinden aldığım verilere göre; TYT doğru cevap ortalamaları şöyle:
Türkçe testinde 40 soruda; ortalama 21 doğru.
Sosyal bilimler testinde 20 soruda; 9 doğru.
Temel matematik testinde 40 soruda; 9 doğru.
Fen bilimleri testinde 20 soruda; 3 doğru.
Toplam 120 soruda; 42 doğru ortalaması…
Daha fazlasını yazarak içinizi karartmak istemiyorum. İsteyen internetten diğer bilgilere ulaşabilir. Yukarıdaki genel ortalamayı o seviyede tutan özel liselerle İstanbul’un seçkin liselerinin başarısı. “Tamamda birader devlet liseleri nerede?” diye sorabilirsiniz ki ben soruyorum. Başarı listelerinde seçkin birkaçının dışında hemen hemen hiç devlet lisesinin olmamasının tesadüf olmadığına inanıyorum. Çünkü mahalle aralarındaki devlet liselerinde eğitim/öğretimin kalitesinin yerlerde olduğunu sağır sultan bile duydu. Ama sen duymadıysan o senin sorunun. Çocuklar o okullara boş gidip boş dönüyor. Öğrencisi için kaygılanan anne/baba mutlaka dışardan takviye aldırıyor. Bu takviye bedava değil tabi. Bir sürü para takviye adı altında dershaneye, özel derse, etüte aktarılıyor. Buna rağmen sonuçlar ortada. O yüzden bu sonuçlar iyi okunmalı. Yetkililer sonuçlardan dersler çıkarmalı ve devlet liselerinde verilen eğitim/öğretimin kalitesinin yukarılara çıkartılmasına yönelik adımları bir an önce atmalı. Atılmayan her adım ve tamamen sınav odaklı hale gelmiş bu sistemin getirdiği kötü sonuçlar -devlet lisesinde öğrencisi olan bir yurttaş olarak beni ve benim gibi diğer- velilerin gelecekle ilgili kaygılarının artmasına neden olduğu gibi “Sistemin müşterisi miyiz?” sorusuna vereceğimiz yanıtın “eğitim=para” olmasını sağlıyor.
Kapa parantez ve devam…
Ailelerce en iyinin aranışı akıllara ister istemez özel okulları getiriyor. Arzu edilen kaliteli eğitimi ancak özel okullarda bulacağına inanan veliler parayı basıp çocuğunu istediği okula gönderebiliyor. Onlar için sistemde herhangi bir sorun yok gibi. Gerekirse çocuklarını özel üniversitelerde rahatlıkla okutabilecek durumda olanlar çocuklarına ayrıca iyi bir eğitim ve iş kariyeri yaptırabiliyor. Ama söz konusu çocuğunu özel okulda yada özel üniversitelerde okutma imkanı olmayan aileler olunca durum onlar aleyhine hiç değişmiyor. O aileler özel okul, dershane ve özel üniversite fiyatlarıyla çocuklarının geleceği arasına sıkışmış durumdalar. Hani Anadolu’da bir söz vardır: “Soğan ekmek yer çocuğumu yine de okuturum” diye; dar gelirlilerin birçoğu soğan ekmek yeme pahasına, çocuklarının iyi bir eğitim alması ve sonunda da kariyer sahibi olmaları adına çok büyük fedakârlıklara katlanıyor ama yine de aleyhine olan eğitim sisteminin lehine değişmemesine ses çıkartamıyor.
Güncel maaş ortalamaları da açıklandı. Ağustos/2024 itibariyle ülkemizde güncel maaş ortalaması 23.000 TL’ymiş. Şimdi bir düşünün bakalım. Ortalama ücret geliri olan bir aile çocuğunu, bırakın özel okula ortalaması 100.000 TL’ler de olan dershaneye bile göndermez. Özel ders desen fiyatlar uçuk; onu da aldıramaz. Özel üniversitenin önünden bile geçemez. Eee nolacak o zaman? Ne olacak günün sonunda her türlü imkâna sahip ailelerin çocuğuyla, dar gelirli ailelerin çocuğu adına YKS dedikleri sınava aynı anda girip başarı sıralaması bu sınav sonucuna göre belirlenecek…
Nasıl ama!
İnsanın sorası geliyor: “Nerde eşit eğitim hakkı?”.
Bu “bana ne!” deyip geçiştirilecek kadar basit bir sorun değil kıymetli dostlar. O yüzden “neden” sorusunu mutlaka kendi kendimize soralım. Kronikleşmiş birçok sorunun kaynağı olarak da gösterilen, ekonomik bozulmanın temelinde yattığını düşündüğüm eğitime bağlı gelecek kaygısından ancak eşit eğitim hakkının son derece hassas bir şekilde dağıtılması halinde kurtulabileceğimiz gerçeğini toplum olarak idrak edelim. Edelim ki siyasetin belirleyeceği eğitim politikalarının dar gelirliler lehine şekillenmesini sağlamamış olalım. Ancak böyle olursa geleceğe daha güvenli bakar ve kaynaklarımızı daha etkin kullanabiliriz. Üstelik, X ve Y kuşağı olarak her çocuğa daha adil bir eğitim sürecinin sunulmasına katkıda bulunmakla kalmaz, teknolojik gelişmeleri kolayca anlayan ve buna hemen uyum sağlayabilen, dijital dünyanın her an içinde olmalarına rağmen maalesef gelecekleri sınavlara bağlanan “alfa kuşağının” eğitim/öğretim ve kazanımlarından yoksun kalmasını önleyebiliriz. “Sessiz nesil” ve baby boomers’ler gibi davranmayıp bu çocukları heba olmaktan da kurtarabiliriz.
Bunları yapmak kendi elimizde…
*
Herkese ekonomik kaygılardan arındırılmış bir hafta diliyorum.
Kalın sağlıcakla.






İçim acıdı, teşekkürler yazı için