Profesyonel olarak futbol oynamamış, antrenörlük yapmamış, büyük statlarda büyük maçları hiç izlememiş, bugüne kadar herhangi bir profesyonel futbolcuyla bire bir iletişim kurmamış insanlar, Anadolu tabiriyle “ayana top damemiş adamlar”, futbol üzerine saatlerce konuşabiliyor. Öyle bir özgüvenleri var ki, oyun planlarını tartışıyor, hakem hatalarını eleştiriyor hatta bazen o kadar ileri gidiyorlar ki, futbolu kariyerinde defalarca kupa kaldırmış efsaneler kadar bildiklerini iddia edebiliyorlar.
Bu çelişki aslında futbolun toplumsal hayatımızdaki yerini gösteriyor. Futbolun yalnızca sahada oynanan bir oyun olmadığını; aynı zamanda milyonlarca insanın duygu dünyasına yön veren güçlü bir kültürel olgu olduğunu ortaya koyuyor.
Toplumumuzun futbola olan bu ilgisinin ardında bana göre sosyolojik bir gerçek yatıyor. İnsanlar, gündelik hayatın ekonomik zorluklarından, işsizlikten, geçim derdinden ve adaletsizliklerden şikâyet edip yoruldukça, enerjilerini daha kolay tartışabilecekleri bir alana yönlendiriyorlar. Bu alanın adı futbol. Çünkü futbol, herkesin kendini söz sahibi hissettiği nadir konulardan biri. Ayrıca sokağın diliyle kahvehane sohbetlerini ve sosyal medyanın gündemini buluşturan ortak bir payda.
Ancak işin başka bir boyutu daha var: Futbol, bu kadar geniş kitleler için cazip bir alan olunca, doğal olarak gündemi belirleme gücüne de sahip oluyor. Bir ülkede milyonlarca insan aynı anda bir maçın sonucuna odaklanabiliyorsa, transferler günlerce konuşuluyorsa, kovulan teknik direktörler ana haber bültenlerinde yer buluyorsa; o sırada başka ve esas konuların, toplumu ilgilendiren özellikle ekonomik problemlerin geri planda kalması kaçınılmazdır. Bu nedenle futbol, biz farkında olalım olmayalım, toplumla siyaset arasında “gündem örtücü” bir rol üstlenmiş durumda.
Mesele futbolun kendisi değil, futbola yüklenen anlamdır. Tribünlerdeki coşku, televizyonlardaki bitmeyen tartışmalar ve sosyal medyadaki boş polemikler… Çoğu zaman özellikle ekonomik ve toplumsal diğer sorunların önüne geçiyor. İnsanlar, hayatlarını doğrudan etkileyen; kamu düzeni gibi, ahlak gibi, hayat pahalılığı gibi meselelerin konuşulmasını görmek yerine, günlerce verilmiş bir hakem kararını ya da asılsız bir transfer söylentisini tartışıyor, izliyor, okuyor.
Bu durum, futbolun yalnızca bir spor değil; aynı zamanda bir toplumsal yönlendirme aracı olduğunun apaçık göstergesidir. Futbol üzerinden ortak bir heyecan yaratılırken, aynı zamanda toplumun dikkatini başka alanlardan uzaklaştırmak da mümkün hale geliyor.
Sonuç olarak futbol, milyonların tutkusu olarak değerini koruyacaktır. Ancak bu tutkuyu anlamak için artık sadece sahaya değil, oyunun toplum üzerindeki etkisine de bakmamız gerekiyor. Çünkü futbol yalnızca 90 dakikalık bir mücadele değil; aynı zamanda gündemleri şekillendiren, toplumsal enerjiyi yönlendiren bir güçtür.
Bu yüzden toplum olarak sahaya değil, saha dışına da bakabilirsek belki o zaman gerçekten kazanabiliriz.





