Her yıl Eylül ayında Ahilik Haftası adı altında kutlamalar yapılıyor. Güzel, güzel
olmasına da soralım: Ahiliği kutlamakla iş bitiyor mu? Ahiliğin ruhunu, yani
ustalığın geçmişten gelen kültürünü yaşatabiliyor muyuz? Maalesef hayır.
Eli açık, cömert anlamı taşıyan Ahiliğin temel taşı ustadır. Usta olmak kolay iş
değildir; emek, sabır ve tecrübe ister. Ustalık, sadece dükkân açıp kapatmak,
fabrikaya gidip sabahtan akşama kadar lakırdı yapmak, atölyede ya da
tamirhanede hiçbir şey üretmeden günü doldurmak değildir. Ustalık, adam
yetiştirmektir. Usta, çırağını yanına alır; işi başında sabırla öğretir. Zamanla o
çırağı kalfa yapar. Kalfa, alın terinin değerini bilen ve ustasından öğrendiği
doğrulukla işini yapan kişidir. Usta; çırağına ve kalfasına hem işini hem de
insanlığı öğreten kişidir.
Bugün bakıyoruz: Ne ustası usta, ne kalfası kalfa, ne de çırağı çırak… Gerçek
manada usta maalesef giderek azalıyor. Ekonomik şartlar, insanların en temel
insani erdemlerini olduğu gibi, binlerce yıllık Ahilik geleneğini de yozlaştırdı.
Usta-çırak ilişkileri artık iş öğretmekten çok, işin üçkâğıt boyutuna vardı.
Bazı ustalara iş yaptırmak neredeyse imkânsız. Bazılarının yaptıkları işin karşılığı
olarak istedikleri ücretler ülke gerçekleriyle bağdaşmıyor. Kimileri güven
vermiyor, kimileri ise iş bilmiyor.
Bu sorunun çözümü meslek liselerinde aranmalıdır. Son yıllarda meslek
liselerine artan ilgi biraz olsun umut verse de, gençlerin meslek edinme
konusundaki isteksizliği bu umudu kırıyor. Ne hikmetse gençlerimiz mesleğe sırt
çeviriyor. “Ben masa başında çalışacağım, klavyeden başka bir şey
tutmayacağım.” der gibi bir hava var. Emek vermeden köşeyi dönmek istiyorlar.
Peki öyle olursa bu memleketin işini kim yapacak? Fabrikaları kim işletecek,
inşaatları kim yapacak, arabaları kim tamir edecek?
Devlet, meslek liselerini sadece tabela okulu olmaktan bir an önce çıkarmalı;
sanayi, tarım ve turizm gibi ekonominin önde gelen sektörleriyle işbirliği içinde
olan, nitelikli eğitim veren kurumlara dönüştürmelidir. Öğrenciler, mezun
olduklarında iş bulabileceklerini kayıt anında bilmeli ve mezun olduklarında
kesinlikle gelecek kaygısı taşımamalıdır.
Patronlar ise çırak ve stajyerleri ucuz iş gücü, bedava adam olarak değil,
geleceğin ustaları olarak görmelidir. Eğer işverenler gençlere değer verirse,
eminim ki gençler de mesleğe değer verecektir. Böylece kaybolmuş Ahilik
kültürünü yeniden yaşatabiliriz.
Unutmayalım: İşi bilen, eli becerikli, sözüne güvenilen ustalar bir ülkenin bel
kemiğidir. Bel kemiği olmadan beden ayakta duramaz. Ustasını kaybeden
ülkeler, geleceğini de kaybeder.





