Modern dünyanın en büyük palavrası “biz büyük bir
aileyiz” cümlesidir.
Neden mi?
Bu ifadeyi en çok kimlerin kullandığına bir bakın:
Bir şirketin ceo’su, çalışanlarına seslenirken…
Bir kobi sahibi, personeline motivasyon vermeye
çalışırken…
İşleri kötüye giden bir futbol kulübü başkanı, taraftarına
seslenirken…
Bazen bir dernek başkanı, bazen de bir belediye
başkanı…
Kısacası, güçlü konumda olan herkes, zor zamanlarda
bu cümleye sarılır.
Amaç bellidir: Sistemi sorgulayanları duygusal bağlılıkla
susturmak.
Peki gerçekten öyle mi?
Gerçekten “büyük bir aile” misiniz?
Bunun yanıtı, birkaç basit soruda gizli.
Mesela çalıştığınız şirketin ceo’suna şunu sorun:
“Eğer gerçekten büyük bir aile isek, şirketin kârını neden
eşit paylaşmıyoruz?”
Ya da tuttuğunuz futbol takımının başkanına:
“Madem aileyiz kombine fiyatları neden bu yıl yüzde
200 arttı?”
Dernek başkanına şu soruyu yöneltin:
“Neden kazançlı işleri hep sen ve etrafındaki seçkinler(!)
yapıyor?”
Bu sorulara verilecek cevaplar üç aşağı beş yukarı
bellidir:
“Kem küm…”
İşte bu yüzden diyorum ki:
“Biz büyük bir aileyiz” lafı, toplumsal sahtekârlığın en
cilalı söylemidir.
Elbette insan, sosyal bir varlıktır.
Kendini ait hissedeceği bir topluluğa, bir yapıya ihtiyaç
duyar.
Ancak bu, hiçbir zaman sorgulamadan biat etmeyi
gerektirmez.
Bir yapının içinde yer almak, o yapının tüm kurallarını,
dayatmalarını, adaletsizliklerini kabul etmek zorunda
olduğumuz anlamına gelmez.
İnsan, aklı olan bir canlıdır.
Ve aklını kullanmanın ilk adımı “neden?” sorusunu
sormaktır.
O yüzden ne zaman biri size, “Biz büyük bir aileyiz”
derse…
Durun. Düşünün.
Ve sonra o sihirli soruyu sorun:
“Gerçekten mi?”





