Spinoza için irade, bizim bugün anladığımız anlamda “özgür seçim” değildir. İçimizde bir yerde duran bağımsız bir karar makamı hiç değildir. Ona göre insan, evrendeki her şey gibi, belirli nedenlerin zorunlu sonucudur. Bir taş havaya atıldığında nasıl belirli bir yörünge izliyorsa, insanın düşüncesi, duygusu ve davranışı da aynı ölçüde zorunludur. Fark şu ki taş bunun farkında değildir, biz ise bu zorunluluğu “özgür irade” sanırız. Spinoza’nın o ünlü yargısı buradan gelir: “İnsan kendisini özgür sanır çünkü eylemlerinin nedenlerini bilmez.”
Gündelik bir örnek üzerinden düşünelim. Bir insan öfkelendiğinde “Ben öyle istedim” der. Oysa Spinoza’ya göre bu öfkenin arkasında bedenin kimyası, geçmiş deneyimler, hayal gücüyle kurduğu senaryolar, kendini koruma içgüdüsü ve o anda tetiklenen onlarca etken vardır. Sonuçta ortaya çıkan davranış, “ben istedim” diye özetlenir ama bu, bütün neden zincirine kör kalmaktır. Bir ağacın köklerini görmeden sadece dalına bakmak gibi.
Spinoza’nın Tanrı anlayışı burada belirleyici bir yer tutar. Onun Tanrı’sı, gökte oturan irade sahibi bir varlık değildir; doğanın tümünü kaplayan, her şeyi kendi zorunluluğuyla var eden sınırsız varlıktır. Tanrı burada “tabiatın ta kendisi”dir. Böyle bir Tanrı anlayışında, insanın iradesi Tanrı’nın iradesinin karşısında konulacak bağımsız bir güç olamaz. Çünkü insan irade ettiğini sandığında bile, Tanrı’nın yani doğanın bütünsel işleyişi içinden konuşmaktadır. Dolayısıyla özgür irade, evrenin dışında duran bir “ben”in kararı değil, doğanın zorunluluğunu anladığımız ölçüde sahip olduğumuz bir açıklıktır. Spinoza’nın “özgürlük zorunluluğun bilgisine varmaktır” sözü tam da bunu anlatır: Ne kadar çok sebebi kavrarsak, o kadar özgürleşiriz.
Diyelim ki biri sigarayı bırakmak istiyor. Spinoza’ya göre bu, “Güçlü bir iradeye sahibim” diye açıklanamaz. Sigarayı bırakma eylemi, bedenin arzularının değişimi, hastalık korkusu, sosyal çevre baskısı, sevilen birinin uyarısı, kendi bedenini daha iyi tanıma, hatta kalpteki bir ritim bozukluğunun yarattığı rahatsızlık gibi binbir nedenden örülür. İnsan sigarayı bıraktığında bunu iradesine mal eder, fakat aslında nedenlerin yapısını değiştirdiği için davranışı değişmiştir. İrade dediğimiz şey, bu karmaşık etkileşimlerin en son halkasına verdiğimiz addır.
Spinoza Tanrı’yı bütün doğa ile özdeş gördüğü için, iradeyi de bu evrensel nedenselliğin doğal bir unsuru gibi görür. İrade Tanrı’nın karşısında duran bir güç değil, Tanrı’nın bütünlüğü içinde zorunlu olarak işleyen bir mekanizmadır. İnsan, doğanın bir parçası olduğu için kendi kararları da doğanın zorunluluğuna tabidir. Böyle bir bakış açısı, insanı küçültmez; aksine insanın davranışlarını açıklayabilir hâle getirir. Kendi hareketinin nedenlerini bilen kişi, başına geleni anlamlandırabilir, tutkularını yönetebilir ve tam da bu yüzden daha “özgür” hisseder.
Bugün nöropsikiyatri ve sinirbilim ilerledikçe Spinoza’nın söylediklerinin hiç de uzak olmadığını görüyoruz. Beyin taramalarında karar verdiğimizi sandığımız anda, beynin milisaniyeler önce kararı çoktan hazırladığını biliyoruz. Duyguların beden kimyasıyla ve geçmiş deneyimlerle nasıl belirlendiğini, davranışın nasıl otomatik devrelerle işlendiğini, hatta ahlaki yargılarımızın bile biyolojik altyapıya bağlı olduğunu artık deneysel olarak görebiliyoruz. Spinoza yaşasaydı muhtemelen şöyle derdi: “Nedenleri daha net gördükçe kendinizi daha doğru anlayacaksınız.” Çünkü onun için özgürlük, mucize yaratmak değil; neyin bizi sürüklediğini görmektir.








