Bir önceki yazımızı okuma lütfünda bulunanların malumudur ki 6 Şubat depreminde Devleti acz içerisinde gösterip kurmuş oldukları derneğin kasasını dolayısıyla kendi keselerini doldurup sonra toplanan yardımları " dağıtamadıkları !" ortaya çıkınca " dağlar, dağlar geceleri benim için kim ağlar" diye şarkılar terennüm etmek için organize edilen konseri iptal edip, kendisi hakkında çok önceden alınmış yurt dışına çıkış yasağından bi haber İstanbul'dan kaçmaya çalışır iken bilahare gözaltına alınıp akabinde tutuklanan bir muhteristen bahis açmıştık.
Soruşturma devam ediyor, o dönemde kendisine destek olan bir takım başkaca kişilerde ifade vermeye çağrıldılar. Basına yansıyan ifadelerinden anladığım herhangi bir pişmanlık göstermeden, yanıldıklarını ifade etmek ile yetinmişler.
Sizce bu yeterli mi? Elbette yeterli değildir. Kendi köşelerinde, sosyal medya hesaplarında ya da program yaptıkları dijital TV ya da başkaca platformlarda, nasıl ve ne şekilde yanlışa düştüklerini, hangi saik ile hareket ettiklerini körü körüne, sormadan soruşturmadan ayaküstü yazılar yazarak, beyanlar vererek milleti kanalize ettiklerini ve algıyı yönettiklerini açıklamaları gerekir ki bu millet ya da bir başka ifadeyle bunları kendilerine yakın hisseden milletin bir kısmı tekrar aynı yanlışa düşmesin.
Bu olay ortaya çıktıktan sonra milletin ayağa kalkması, kendi yaptıkları yardımların kumara - mumara harcandığını öğrendikten sonra yardım yapan, bağışta bulunan ya da gönüllü olarak çalışan her bir insanın savcılıklara şikâyet dilekçeleri yağdırması beklenir iken bu manada bir girişim duymadım. Canı fazlaca yanan bir kaç kişinin basına yansıyan şikâyetinden başka bir duyum almadım.
Neyse ki Cumhuriyet Savcıları gereğini yapıyor, izleyip takip ediyoruz.
Bendeniz de bu dernek işleri ile biraz iştigal ediyorum. Şimdiye kadar üç tane derneğin kuruluşunda yer aldım, birisini fesh ettik ikisi faaliyette, kuruluşunda yer almadığım fakat şimdi yönetim kurulu üyesi olduğum bir dernek ile birlikte dört adet dernek içerisinde bulundum.
Gerçi geçenlerde uğradığım Antalya İl Dernekler Müdürlüğünde bir meslektaşımın ismi geçtiğinde , " O mu? En az 15 tane dernekte görevli " dediklerinde kendimin ne kadar geriden geldiği mi anladım... Hâsılı biraz bu mevzularda malumat sahibi kişiyim anlayacağınız.
Önümde 5253 Sayılı 04.11.2004 tarihinde yürürlüğe giren Dernekler Kanunu var. Bu kanun, derneğin kuruluşunu, tüzüğünü, faaliyetlerini, genel kurulunu, organlarını, yardım toplama usul ve esaslarını, uluslararası faaliyetlerini, hak ve yükümlülüklerini düzenleyen, günümüz ihtiyaçlarına cevap verecek düzeyde kapsamlı bir kanundur.
Bu kanunun 21. Maddesi Yurt Dışı Yardımlar üst başlığı ile şöyledir; mevzaut.gov.tr 'den aynen alıntılıyorum.
Yurt dışı yardımlar
Madde 21- Dernekler mülkî idare amirliğine önceden bildirimde bulunmak şartıyla yurt dışındaki kişi, kurum ve kuruluşlardan aynî ve nakdî yardım alabilirler. Bildirimin şekli ve içeriği yönetmelikte düzenlenir. Nakdî yardımların bankalar aracılığıyla alınması zorunludur.
(Ek fıkra:27/12/2020-7262/14 md.) Yurt dışına yapılacak yardımlar ise, yardım yapılmadan önce dernekler tarafından mülki idare amirliğine bildirilir. Bildirimin şekli ve içeriği ile yurt dışına yapılacak yardımlara ilişkin usul ve esaslar yönetmelikte düzenlenir.
Başkanlığını yaptığım ve yönetim kurulu üyesi olduğum derneğin tüm iş ve işlemleri tarafımca yapılıyor. Elden bağış kabul etmediğimiz gibi elden herhangi bir ödemede yapmıyoruz. Tüm ödemeler fatura karşılığı ve banka aracılığı ile yönetim kurulu kararı ile yapılıyor. İğneden ipliğe, bir liralık ve milyonluk ödemeler fark etmeksizin her şey kayıt altında.
Yani biz " milletin parasını, millete harcamak " düsturu ile hareket ediyoruz.
Olması gerekende budur.











