İnsanın istidat ve kabiliyetlerinin neşvünema bulabilmesi için mümbit zeminler lazımdır.
Fıtratında nutuk kabiliyeti olan bir kimsenin, hatipliğini sergileyebileceği bir topluluk yoksa konuşma yetisi bile kaybolabilir.
İyi bir ressam olduğunu iddia eden kimse, resim yeteneği varken her gün eline fırça alıp tuvaline bir şeyler karalamaz ise istidadı körelir.
İyi bir şair, her gün eline kalem alıp defterine iki mısra kaydedivermez ise şairliği öksüz kalır.
Ya da bir muharrir üç gün köşe yazmaz ise bir müddet sonra cümleleri tesirini kaybeder ve hakeza...
Hatibinden ressamına, şairinden muharririne kadar tüm yeteneklerin ayağa kalkıp dile gelmesi için hem tekrar hem de mümbit zemin gereklidir.
İçinde yaşadığımız ecdat yadigarı bu Anadolu toprakları öyle mümbit bir zemin ki nice kabiliyetli insanlar yetiştirmiş, nice kahramanlara dayelik yapmış ,nice yardımsever insanlara analık etmiştir ki bu sebeple bu memleketin insanı, kendinden daha muhtaç birini bulup ona yardım etmeyi kendisine şiar edinmiştir.
Onun içindir ki başkaca yabancı memleketlerde olduğu gibi toplumsal bir travma yaşatacak düzeyde düşkün insan Anadolu'da bulamazsınız.
Düşene, darda kalmışa, muhtaca hemen yardım edilir. Büyük felaketlerde ise bu yardım faaliyetleri daha coşkun bir hal alır. Öyle ki yardımları istif edecek yer bulamazsınız da artık ihtiyaç kalmadı diye beyanat vermek durumunda kaldığını duyarız yetkililerin.
Ama gelin görün ki devletten rol çalmaya, milletin nezdinde devleti acz içinde göstermeye çalışan , başında “ÇAVUŞLARIN “bulunduğu “ AHBAPLARDAN “ müteşekkil yapılar ise istidat ve kabiliyeti “yardım” konusunda neşvünema bulmuş insanların hissiyatını suistimal etme hususunda istidatlarını (!) inkişaf ettirmişlerdir.
Sorumluluk bilincinden yoksun, muhteris istidatların(!) istirahatlarını temin etmek de savcıların görevidir. Masumiyet karinesini akıldan çıkarmamak kaydıyla.
Ömer Emrullah BOZER
18.07.2026








