Avrupa’nın En Az Ziyaret Edilen Ülkesi: Moldova
Genç bir meslektaşımla resmî bir üniversite ziyareti kapsamında Moldova yolculuğumuzu planlarken, Avrupa’nın bu küçük ve pek bilinmeyen ülkesine dair net bir fikrim yoktu. Sadece haritada Ukrayna ile Romanya arasında sıkışmış, denize kıyısı olmayan bir yer olduğunu biliyordum bu ülkenin. Oysa ziyaretimiz boyunca karşılaştığım her ayrıntı, bu ülkenin görünen yüzüyle gerçek dokusu arasındaki derin tezatları karşıma çıkardı.
Esasen, Moldova’ya attığımız ilk adım, bir zıtlıklar silsilesinin başlangıcıydı. Pasaport kontrolündeki memurların Sovyet döneminden kalma şüpheci bakışları ve ziyaret sebebinizi sorgularken takındıkları resmî tavır, ister istemez ilk izlenimlerinizin olumsuz olmasına sebep oluyor. Kim bilir, ülkeye girişte o şüpheci bakışlarla karşılaşan kaç ziyaretçi, Moldova’nın Avrupa’da en az ziyaret edilen ülke olmasının sebebini eski Sovyet bürokrasisinde aramıştır!
Havalimanından Başkent Kişinev’in merkezine ulaşmak için bindiğimiz troleybüs Moldova’nın günlük ulaşım rutinine göz atmamıza vesile oldu. İçerisi balık istifi doluydu ve genç biletçi ile sözlü iletişim kurmak imkânsızdı. Bilet ücretlerini (ayaklarımızın arasında sıkıştırmak zorunda kaldığımız valizler için de ayrı birer yolcu ücreti alıyorlar) yerel para ile ödemek zorundaydık ve bu küçük ayrıntılar bizim gibi dil bilmeyen gezginler için ilk şaşkınlığı yaratma açısından yeterliydi.
Otobüsün camından dışarı baktığımızda ise şehrin silueti bir başka tezatı gözler önüne seriyordu: Sovyetler döneminden kalma yüksek, yıpranmış apartman blokları ile yan yana dizilmiş olan Türk inşaat firmalarının son yıllarda yükselttiği cam cepheli modern binalar. Bu manzara, ülkenin geçmişiyle bugünü arasında sıkışan kimliğini de gözler önüne sermesi açısından dikkat çekici geldi bana.
Moldova’nın jeopolitik konumu da aslında bu ikiliği besliyor. Doğu Avrupa’da Ukrayna ile Romanya arasında sıkışmış, denize kıyısı olmayan bu küçük ülke, engebeli tepeleri, verimli ovaları ve derin vadileriyle mütevazı bir coğrafyaya sahip. Moldova, tarih boyunca Osmanlı himayesinden Rus İmparatorluğu’na, Birinci Dünya Savaşı sonrası Romanya ile birleşmeden İkinci Dünya Savaşı sonrası Sovyetler Birliği’ne eklemlenmeye kadar pek çok dönüşüm yaşadıktan sonra, en nihayetinde 27 Ağustos 1991’de bağımsızlığına kavuşmayı başarabilmiş.
Bugün nüfusunun yaklaşık yüzde 75’ini Moldovalılar veya Rumenler oluşturuyor, geri kalanında Ukraynalılar, Ruslar, Bulgarlar ve yüzde 4,6 ile Gagavuz Türkleri yer alıyor. Ülkenin doğusunda yer alan Dinyester Nehri ile Ukrayna arasında kalan Transdinyester bölgesi, tek taraflı bağımsızlık ilan etmiş, uluslararası tanınırlığı olmayan bir bölge olarak ziyaretçi akınına uğruyor.
Moldova’da gündemin merkezinde ise Avrupa Birliği üyelik süreci ve Romanya ile birleşme tartışmaları yer alıyor. Moldova ile Romanya aynı dili konuşuyor, aynı tarihi ve kültürel mirası paylaşıyorlar. Sovyetlerin yapay bir “Moldovalı” kimliği dayattığı dönem geride kalmış, 2023’te Moldova Parlamentosu anayasada dahil tüm yasal metinlerdeki “Moldovaca” ifadelerini “Rumence” olarak değiştirerek bu ortaklığı tescil etmiş. Bükreş’te basılan bir kitap ile Kişinev’de basılan bir kitap arasında hiçbir dil farkı bulunmadığı gibi, iki ülke insanı hiç çeviriye ihtiyaç duymadan anlaşabiliyor da.
Tüm bu gelişmelere rağmen, gençlerin gündemden uzak durduğunu anlatıyor genç bir taksi şoförü bize. Çünkü onlara göre asıl mesele işsizlik ve fakirlik. Demografik kriz ise işin daha da vahim boyutunu gözler önüne seriyor. Son nüfus sayımlarına göre yaş ortalaması yükselirken, genç nüfus eğitim ve iş için Romanya’ya, AB ülkelerine ve Rusya’ya akın ediyor. Doğum oranları düşük bir seviyede, nüfus hızla yaşlanıyor ve azalıyor. Bu tablo, gençlerin siyasete ve birleşme tartışmalarına ilgisizliğini de açıklıyor aslında: Geleceği ülke sınırlarında göremeyen genç kuşak, kendileri açısından daha ciddi kaygılarla meşgul durumda.
Gerçekten de, Moldova Avrupa’nın en fakir ülkelerinden biri olarak anılıyor. Satın alma gücü paritesine göre kişi başı gelir oldukça düşük ve kırsal bölgelerde geçim sıkıntısı had safhada. Asgari ücret, AB’nin en düşük gelirli üyeleri olan Bulgaristan ve Romanya ile kıyaslandığında bile iki ila üç kat daha az. Bu yoksulluk tablosunun tam ortasında, yollarda gördüğümüz yepyeni ve lüks araçlar ise ciddi bir ikilem oluşturuyor. Emlak piyasasında da benzer bir uçurum var. Özellikle başkent Kişinev ile ülkenin geri kalanı arasındaki gerek emlak fiyatları gerekse kiralar arasındaki farkın devasa olduğunu öğreniyoruz. Bu durum, ülke içindeki gelir dağılımındaki eşitsizliğin yanı sıra, ülke dışına göçen işçilerden aktarılan dövizlerin tüketime nasıl yansıdığını da gözler önüne seriyor.
Altyapı açısından baktığımızda, ülke yönetimi ulusal yol ağını modernize etmek için yüzlerce kilometrelik yeni yol inşa ettiğini ve stratejik köprüleri baştan aşağı yenilediğini ifade etse de, başkent çevresindeki karayolu ağı, stabilize köy yollarını yolları andırıyor. Özellikle, başkent Kişinev’i güneye bağlayan karayolu âdeta bir engebe ve çukur yuvası durumunda. AB destekli lojistik yatırımları daha çok Romanya sınırında yoğunlaşırken, diğer bölgelerdeki yollar kendi kaderine bırakılmış durumda.
Gagavuzya’nın merkezi Komrat’a doğru hareket ederken, bu yolların dayanılmaz derecede rahatsız edici olduğunu bizzat deneyimledik. Waze gibi harita uygulamalarında önceden işaretlenmiş olmalarına rağmen, halen şehirler arası yollarda onarılmayı bekleyen devasa çukurlar özellikle gece yolculuk yapanlar için ciddi tehlikeler barındırıyor.
Başkent Kişinev’e bir turist gözüyle baktığımızda ise, kent merkezinde turistik ziyaret noktalarının sınırlı olduğunu görüyoruz. En büyük müzelerin tamamını ve diğer tarihi yapıları aynı gün içinde gezebilirsiniz. Bu durum, bir yandan Moldova’nın Avrupa’da en az ziyaret edilen ülkelerinden biri olma unvanıyla örtüşürken, bir yandan da kalabalıktan uzak, otantik bir deneyim arayanlar için bir avantaja dönüşüyor.
Ülkenin bir diğer cazibe merkezi ise Gagavuzya olarak adlandırılan bölge. Hristiyan olmalarına rağmen Türkçelerini korumuş olan Gagavuz Türkleri, bölgede yetiştirdikleri şaraplarla ün salmış durumda. Gagavuzya’nın resmî statüsü, Moldova anayasasına göre ülkenin ayrılmaz bir parçası olmakla birlikte, kendi yasama ve yürütme organlarına sahip özel bir yönetim biçimini içeriyor. Moldova bağımsızlığını kaybedecek olursa, örneğin Romanya ile birleşme gerçekleşirse, Gagavuzya halkı kendi kaderini tayin hakkına sahip.
Ülkede, Romanya ile birleşme yanlıları, kültürel ve dilsel birlik sayesinde Moldova’nın hızla AB ve NATO entegrasyonu yaşayacağını, ekonomik kalkınmanın hızlanacağını savunurken; karşıtlar, birleşmenin Romanya için ekonomik yük olacağını, egemenlik kaybını ve azınlıkların rahatsız olacağını öne sürüyor. Güncel eğilim ise, fiziksel bir sınır iptalinden ziyade, çifte vatandaşlık, enerji altyapısının entegrasyonu ve AB şemsiyesi altında bir yakınlaşma yönünde.
Bütün bu siyasi ve ekonomik gerilimlerin gölgesinde, ülkenin güneyinde, Romanya sınırına yakın küçük bir kasaba olan Cahul’da, Moldova’nın belki de en saf ve birleştirici yüzüyle karşılaştık. Bir Pazar akşamı ulaştığımız Cahul’da, kent merkezine doğru kısa bir yürüyüş yaparken, genişçe bir meydanda toplanan kalabalığı fark ettik. Meydanda genç, yaşlı, çocuk ayırt etmeksizin herkes büyük bir çember oluşturacak şekilde el ele tutuşmuş, yerel müzik aletlerinin hareketli ritmi eşliğinde dönerek dans ediyordu. “Hora” adıyla bilinen bu dans, Moldova ve Romanya’nın en köklü halk dansı olarak kabul ediliyor. Esasen bizde Trakya yöresinde de aynı adla anılan benzer bir halk dansının olması, tıpkı Balkanlar’da olduğu gibi, oralarda da Türk kültürünün etkilerinin halen sürdüğünü gösteriyor. Moldova’da Hora dansının sadece düğün veya bayramların eğlencesi olmayıp, her pazar akşamı kırsal meydanlarda herkesi aynı çemberde buluşturan gelenek olarak yıllardır gerçekleştirildiğini de öğrendik.
Moldova işte böylesine tezatlarlar dolu bir ülke! Sovyet bürokrasisinin soğuk yüzü ile insanların sıcaklığı, modern yapılaşma ile yetersiz altyapı, yoksulluk ile gösterişli araçlar, siyasi gelişmeler ile halkın kayıtsızlığı, tarihsel bağlar ile gelecek kaygısı… Hepsine birden rastlayacağınız ilginç bir deneyim sunuyor sizlere. Otantik bir kaçış noktası arayanlar için burası biçilmiş kaftan olsa da, konfor ve öngörülebilirlik bekleyenlerin sabrını zorlayacak bir ülke olduğunu da bir kez daha not düşmekte yarar var.








