Bu yazıyı yazar iken bulunduğum noktadan Akdeniz ‘in sıcak sularına elimi dokundurmak için on dakika yürümem yeterli. Suyundan, kumundan, neminden, balığından ve geceleri mehtabından istifade ettiğimiz Akdeniz ‘in öte yakasında Filistin de yaşayan insanlar ise uzun zamandır devam eden saldırı ve katliam nedeniyle insan haklarını hiçe sayan, uluslararası hiçbir kanunu tanımayan hatta takmayan, kendisine yapılan “ saldırıları durdurun “ çağrılarına kulak tıkayan, kendinden ve kendi devletinin bekasından gayrı hiçbir şeyi düşünmeyen insan bozması canavarların; modern uçaklarından atılan yasaklı bombaları, tankları ve silahlı çete elemanlarının ellerindeki otomatik silahlardan çıkan mermilerle şehit olan insanlar var.
Ölümü tarif edip, ajite etmek gibi bir niyetim yok elbette.
Ülkelerine saldıran Siyonistleri def etmek için tüm imkânsızlıklara rağmen kahramanca mücadele eden ve bu uğurda ölümü göze alan insanların çığlıklarına kulaklarımız alıştı, beyaz kefene bürünmüş kanlı bedenleri görmeye gözlerimiz tahammül eder oldu, dağ başında yalnız kalmış bir kuzunun açlığından muzdarip olan ruhumuz ambargo sebebiyle günlerce yemek yemeden açlıktan iki büklüm olan çocukların ağlamalarına duyarsızlaştı, normal şartlarda tüm insanlık ayakta olması gerekir iken ülkemizden yükselen gürsadaya katılan birkaç ülke dışında tüm devletler devekuşu misali kafalarını kuma gömdüler, meydanlarda düzenlenen gösteriler çare olmaktan uzak, kendimizi teselli ediyor, vicdanımızı teskin ediyoruz vesselam.
Elbette meydanlara da ihtiyaç var. Bu bağlamda Antalya da sivil toplum kuruluşlarınca oluşturulan Antalya Kudüs Platformu ilimizde mazlumlara destek olmak adına birçok etkinliğe imza atıyor. Bu bağlamda bugünlerde Akdeniz Üniversitesi Kampus alanında bir çadır kurulmuş olup, vakti uygun olanların bir defada olsa fiziken oraya uğramalarını istirham ediyorum. Ne var ki birçok ülkede ve ülkemizde İsrail‘i telin için mitingler, yürüyüşler ve etkinlikler düzenlenmekte iken kendini bilmez, bilinçsiz ve şuursuz bir takım insanların bu çadırın iplerini kestiğini ve zarar verdiklerini öğreniyoruz ki bizim içimizde de bedeni bu ülkede dolaşıyor olmakla birlikte ruhu ve aklı başka ülkelere seyahat edenler var
…yazık.
Keşke bir ayağa kalkabilsek. Topal taklidi yapmaktan vazgeçip dimdik durabilsek.
O zaman hem kendimiz gölgemizin uzunluğunu göreceğiz hem de tüm dünyaya göstereceğiz.
Yakın mıdır? Elbette.






Birgün mazlumun ahı arşa değerse, zalimin saltanatı o gün son bulacaktır