Bize bahşedilen hayatın ve aile efradımızın ihtiyaçlarını karşılamak, daha konforlu ve güzel bir yaşam sürmek, daha iyi ve karşılığını alabileceğimiz işlerde çalışmak, daha güvenlikli yerde vakit geçirmek ya da imkânları daha fazla yerlerde yaşamak adına, geçmişten günümüze insan ve insanoğlu bir şekilde bir yerden bir yere göç etmiştir.
Çok fazla geçmişe gitmeden günümüzde devletlerin sınırları belirgin hale geldiği için gerek ülkeler kendileri gerekse taraf oldukları uluslararası bir takım anlaşmalarla bu göç olgusu bir takım kurallara bağlanmıştır. Bu durum medeni olmanın, kargaşa ve kaosu önlemenin, sonradan gelenlerin önceden orada olanların hayat şartlarını sıkıntıya sokmasının önüne geçmek için tecrübe edilmiş, tatbik edilmiş ve denenmiş kurallar bütününden ibarettir.
Coğrafi konumu itibariyle ve etrafındaki ülkelerin yönetim zaafı, ekonomik geri kalmışlık, sosyolojik, etnik ve dini bir takım çatışmalar ile kendilerini dünyanın bekçisi addeden aslında sömürgeci olup kaos ve kandan beslenen ve doymak bilmeyen iştahlarını yatıştıracak zayıf ve uygun ortamları kendine mesken edinen vampir devletlerin el uzatmaları sebebiyle çatışma yaşayan, savaşan ve insanların hayatlarını tarumar edenler yüzünden, kendilerine bahşedilen hayatı muhafaza etmek yani ölmemek adına hem karadan hem denizden mümkün olsa uçarak havadan hareket ederek mekân arayışına giren insanların çoklukla uğrak yeri haline gelen bir ülkemiz var.
Birileri bu duruma, ülke yönetiminin yanlış politikalarının sebep olduğu tezini ileri sürse de , “her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları, kurtarmış gibi olur ”düsturu ile hareket ederek mazlum insanların hayatını, hayatta tutmak adına hareket ettiklerini düşünenlerdenim. Ne var ki aradan geçen bunca zamana rağmen ne etrafımızdaki kargaşa ve kaos sona erdi ne komşu devletlerin yöneticileri aklıselim ile hareket ederek idareyi ele aldılar ne de yukarıda tarifini yaptığım devletlerin karınları doydu. Aksine yeni ihtilafların ortaya çıkardığı yeni kaoslar meseleyi içinden çıkılmaz bir hale getirdi.
İnsan olmak paydasında eşit olmakla birlikte, dışarıdan, gerek yasal olarak vatandaşlık alıp yerleşen ki vatandaşlığın başkalarına kolaylıkla verilmemesi gerektiğini savunurum, gerek uluslararası anlaşmalar uyarınca geçici koruma statüsünde muvakkaten yerleşen insanlar gerek turistik gezi gayesiyle aramızda bulunan misafir yabancılar gerekse yasal olmayan bir başka ifade ile kaçak olarak bulunanlar sebebiyledir ki biz millet olarak kendi ülkemizde kendi kültürümüze yabancılaştık. Bu yabancılaşmanın başka yazıların konusu olabilecek onlarca sebebi olmakla birlikte bugün sadece bu yönüne temas etmekle yetineyim.
Bu “ göç “ olgusunu sırtlayan kurum olan ise malumunuz İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığıdır. Zaman zaman mesleğim gereği uğradığım Antalya İl Göç İdaresi çalışanlarının özveri ile yaptıkları çalışmalara şahitliğim vardır.
Ülkemize gelen her bir yabancının, memleketi, milleti, yaşı, cinsiyeti, sosyal statüsü ya da mal varlığı ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurallarına tabi olduğunu bilmesi, anlaması, idrak etmesi, özümsemesi gerekmektedir. Bunu anlayamamış, anlamak istemeyen, gayr-ı yasal faaliyetlerde bulunan, suç işleyen hatta suç işleme potansiyeli olan her bir bireyi hiç vakit kaybetmeden ülke sınırları dışına çıkarmak gerekmektedir.
Bu güzel memleketimizin her bir karış toprağında hayat süren her bir vatandaşımızın yaşamını tehlikelerden korumak mühimdir.





